
İran’da Fırtına Büyüyor: Ülke Genelinde Protestolar, İnternet Kesintileri ve Savaş Uyarıları
İran, yılın ilk günlerinden bu yana ülke geneline yayılan kitlesel protestolar, sert güvenlik baskısı ve dış politika gerilimleriyle bölgenin en sıcak gündemlerinden biri haline geldi.
Protestolar, 28 Aralık 2025’te ulusal para birimi riyalin çöküşü ve yüksek enflasyonun tetiklediği ekonomik tepkilerle başladı; ancak kısa sürede rejim karşıtı, açıkça siyasi taleplerin öne çıktığı bir isyana dönüştü.[4][7] Hak örgütlerine göre, güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu en az 38–39 gösterici hayatını kaybetti, iki binden fazla kişi gözaltına alındı.[2][7]
ABD merkezli Institute for the Study of War’ın 7 Ocak 2026 verilerine göre, sadece 6–7 Ocak dönemi içinde 21 eyalette 89 ayrı protesto kayda geçti; bu da hareketin hem coğrafi yaygınlığını hem de sürekliliğini gösteriyor.[8]
8 Ocak itibarıyla ayaklanma 12. gününe girerken, muhalif kaynaklar süreci artık bir “tam ölçekli siyasi devrim” olarak nitelendiriyor ve rejimin, gösterileri bastırmak için yabancı vekil güçler dahil daha sert araçlara başvurduğunu öne sürüyor.[4] Aynı gün, ülke genelinde internetin neredeyse tamamen karartılması ve geniş çaplı iş bırakma eylemleri, sürecin yeni ve daha çatışmalı bir evreye girdiğine işaret etti.[4]
Bu atmosferde, sürgündeki eski veliaht prens Rıza Pehlevi’nin çağrıları protesto dalgasına yeni bir boyut ekledi. Pehlevi, sosyal medyadan yaptığı duyurularda, İranlılara özellikle 8 ve 9 Ocak günleri yerel saatle 20.00’de sokaklarda ve evlerinden eş zamanlı slogan atma çağrısı yaptı.[3] Bu çağrının ne ölçüde karşılık bulacağı, birçok analist tarafından protestoların rejim için “geri dönüşü olmayan bir dönüm noktasına” dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek kritik bir test olarak görülüyor.[1][3]
Norveç merkezli Iran Human Rights ve diğer hak örgütleri, protestolara verilen karşılığın giderek daha kanlı hale geldiğini, yüzlerce kişinin de gözaltında olduğunu bildiriyor.[2][7] Buna karşın, İranlı yetkililer protestoların gerçek ölçeğini kamuoyuna açıklamıyor; resmi söylemde olaylar çoğunlukla “dış güçlerin kışkırttığı sınırlı güvenlik sorunu” olarak tanımlanıyor.[2][5]
Rejime yakın sertlik yanlısı çevreler, göstericileri tespit etmek için insansız hava araçlarının bile kullanılabileceğini açıkça dile getiriyor.[2] 8 Ocak akşamı itibarıyla çok sayıda kentte güvenlik güçleri ile göstericiler arasında açık çatışmalar yaşandığı, sosyal medyaya yansıyan görüntüler ve muhalif ağların paylaşımlarında görülebiliyor.[4]
Euronews’e konuşan İranlı bir analist, yaşanan süreci “büyük bir fırtına yaklaşıyor” sözleriyle tanımlayarak, ekonomik çöküş, siyasi meşruiyet krizi ve toplumsal öfkenin birleşiminin rejim için tarihi bir kırılma yaratabileceği değerlendirmesinde bulundu.[1] Atlantic Council gibi düşünce kuruluşları da, protestoların bu kez ülkenin tüm 31 eyaletine yayıldığına ve sadece reform değil, sistem değişikliği talep eden sloganların baskın olduğuna dikkat çekiyor.[7]
İçeride bu sarsıntılar yaşanırken, Tahran dış politikada da sert mesajlar veriyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Beyrut’ta yaptığı açıklamada, ülkesinin ne İsrail’le ne de ABD ile savaş istemediğini, ancak yeni bir saldırı durumunda “hazır olduklarını” söyledi.[5] Haziran ayında yaşanan ve İranlı üst düzey askeri yetkililerin ve nükleer bilim insanlarının öldürüldüğü saldırıların ardından, nükleer tesislerin de hedef alınması bölgesel savaş endişelerini artırmıştı.[5]
Arakçi, nükleer program konusunda Washington’la müzakereye açık olduklarını, ancak bunun “dayatma değil karşılıklı saygı” temelinde olabileceğini vurguladı.[5] ABD yönetimi, Şubat ayında İran’a karşı nükleer faaliyetleri sınırlamak amacıyla “azami baskı” kampanyasını çok daha sert ekonomik yaptırımlar ve askeri saldırılarla bir üst seviyeye taşımıştı.[5] Tahran yönetimi ise bu baskının ülke içindeki ekonomik çöküşü hızlandırdığını, protestoların zeminini genişlettiğini savunuyor; Washington ise insan hakları ihlallerine ve nükleer program riskine dikkat çekiyor.[5][7]
ABD Başkanı Donald Trump, daha önce İran yönetimini barışçıl göstericileri öldürmesi halinde bunun “karşılıksız kalmayacağı” uyarısında bulunmuştu.[2] İran Dışişleri ise, “ABD’nin İran’ın içişlerine yönelik uzun suç geçmişini” hatırlatarak, Washington’dan gelen açıklamaların “ikiyüzlü ve kamuoyunu yanıltmaya dönük” olduğunu belirtti.[2]
İran’daki protesto dalgası, ülke içinde de siyasi kutuplaşmayı daha görünür hale getirdi. Bir yanda sokaklarda “mollalar defolun” şeklinde sloganlar atan geniş kitleler, diğer yanda ne İslam Cumhuriyeti’ni ne de eski monarşiyi kabul etmeyen, üçüncü bir yol arayışındaki gruplar dikkat çekiyor.[4] Bazı şehirlerde, Pehlevi hanedanını da reddeden sloganlar atıldığı ve protesto hareketinin heterojen bir yapıya sahip olduğu bildiriliyor.[4][7]
Hükümetin internet karartması ve bilgi akışını kısmaya dönük adımları, sahadaki gelişmelerin doğrulanmasını zorlaştırıyor. Buna rağmen, uluslararası medya, düşünce kuruluşları ve insan hakları örgütleri, uydu görüntüleri, açık kaynaklı videolar ve yerel ağlardan gelen bilgilerle durumu yakından izlemeye çalışıyor.[1][4][8]
Önümüzdeki günlerde, sürgündeki muhalefet liderlerinin çağrılarına verilecek yanıt, güvenlik güçlerinin müdahale düzeyi ve İran’ın dış aktörlerle – özellikle ABD ve İsrail’le – gerilimi tırmandırıp tırmandırmayacağı, hem ülkenin iç geleceğini hem de bölgesel dengeleri yakından etkileyecek başlıca faktörler olarak öne çıkıyor.[1][3][5]
Etiketler:
Kaynaklar:
www.euronews.com
www.euronews.com
www.cbsnews.com
www.ncr-iran.org
www.timesofisrael.com
www.youtube.com
www.atlanticcouncil.org
understandingwar.org